Şizofren Akşamlar

16/10/2009 - Ne Kürt Ölsün Artık Ne de Türk

Kategori: makale

http://www.guneydoguolay.com/kose_yazisi_detayi.asp?id=3682

NE KÜRT ÖLSÜN ARTIK NE DE TÜRK!
15.10.2009 / 18:30:30

‘O zaten büyüdüğünde terörist olacaktı, iyi ki öldü…'

Bu ve buna benzer insanlık dışı yorumlara birçok haber sitesinde rastladığım için bu cümle etrafında çevireyim istedim esas can yakan meseleyi. Geçen gün Şırnak’ın Cizre ilçesinde 18 aylık bir bebek annesinin kucağında başına isabet eden gaz bombası ile ağır şekilde yaralandı, hâlâ yoğun bakımda. Valilik yaptığı açıklamada, bebeğin başına isabet edenin bomba değil taş olduğunu söyledi (!) . Diyarbakır’ın Lice ilçesinde de karnından vurulan Ceylan Önkol’un raporu tamamlanıp açıklandı. Meğer o güzel gözlü Ceylan’ın canı sıkılmış da elindeki tahta parçasıyla cinsi tespit edilemeyen bir bomba atarla oynamış. O kadar çok kurcalamış ki bomba patlayıvermiş ve Ceylan’ın eli değil karnı parçalanmış. Ne ilginç değil mi? Eli sağlam ama karnı parça parça… Yani Ceylan kendinin katili(!) açıklanan rapora göre.  Oysa Ceylan’ın ağabeyi diyor ki; ‘her taraf karakol, kardeşimin elindeki tahta parçasını silah sanmışlar, onu terörist sanmışlar’
Bunun üzerine hiçbir şey söylemeyeceğim…

              Benim içimin kandan şelalesi akmaya devam ederken, Ceylan’ın annesi Kürtçe yaktığı ağıtın arasına öyle bir aman katıyor ki…
 
‘ Kızım savcı olmak istiyordu. Savcılardan, yetkililerden rica ediyorum (hâlâ rica ediyor), bu olayı çözsünler. Benim Ceylanımın bağırsakları dışarı çıkmıştı. Doğruyu söylesinler. Yeter artık! Benim kızım öldü başkaları ölmesin. Bu savaşı bitirin! Ne Kürt ölsün artık ne de Türk! Biz kardeşçe yaşayalım! Benim ciğerim yandı, başka kimsenin yanmasın, bu son olsun!’

              Bu ağıt ve barış isteği ne kadar etkiledi okuyanları? Ya savaşta ısrar edenleri? Ya bu Kürt çocuklarının ölümüne sevinen faşistleri?

              Hangi anne çocuğunun ölü parçalarını toplayıp gömdükten sonra Barış gelsin artık kimse ölmesin diyebilir? Biz bu anneyi dinlerken bile isyan ederken, yüreğimiz katran yeri kabullenemezken…
 
              O zaten büyüdüğün de terörist olacaktı, iyi ki öldü’ sevincine karşılık bir annenin ağıt yakarken barış istemesi ne dayanılmaz bir acı!
             
              Bu vahşete seyirci kalan utanmazlar, bu vahşete sevinen her yerde cirit atan insan kılığında ki şeytanlar! 
              Sizin varlığınız Saliha Önkol’un zerre kadar umurunda değil. O, başındaki ak tülbendin üzerinde alnını bağladığı siyah yazma içinde tutuyor yasını. O, yüreğinin nefessiz, Ceylansız bırakılmış odalarında yaşamaya çalışırken barış gelsin artık, yeter! Diyebiliyor. Ve ondaki bu yürekliliğin milyon da birine bile sahip değilsiniz siz.
              Ve gelinen son nokta: Bu acı Barış çığlığına rağmen it ürür kervan yürür hâlâ…

Roda Uyanık

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

16/10/2009 - Ne Mutlu Kimim Dİyene!

Kategori: makale

http://www.guneydoguolay.com/kose_yazisi_detayi.asp?id=3590

NE MUTLU KİMİM DİYENE!
08.10.2009 / 10:40:1

Hakkı, kendinden önceki nesle verilmeyen, sonraki nesil için esirgenmesi kanunlarca sabitlenmiş bir ülkede yaşıyorsun. Ne mutlu kimim diyene?

Bu kimim sorusunu sorana vicdanını kimseye peşkeş çekmeyene ne mutlu! Ortada duran taşın altında olanları görebilene, kurtarmak için çabalayana ne mutlu! Ne mutlu atını çitlerin üstünden ustaca geçirtip, ufuktaki zayıf ışığa doğru dörtnala gidene! Boynuna takılan ilmeğe bakıp, ne mutlu takanın yüzüne tükürene! Ne mutlu haksızlığa ve zulme boyun eğmeyene! Kuklalar gibi, koyunlar gibi oynamayan ve otlamayanlara ne mutlu!

               ‘Hayatları gözümüzde beş para etmeyen küçük ölü çocuklar’ diye şikâyet eden Sevgili Yıldırım Türker şöyle devam ediyor, ‘ Bu toplum, bu koca nüfus, vatan sevmekten çocuk sevmeye vakit bulamamış savaşçılar ve kasaba tüccarlarından mı oluşuyor?’ diye sorup öyle güzel neticelendiriyor ki durumu. ‘Bir çocuğun saçının bir tek telinin bu toplumun emniyetine feda edilemeyeceğini, edildiği takdirde emniyet duygumuzu sonsuza dek yitireceğimizi haykırmak gerek. Ceylan’ı vuranlar, Uğur’u vuranlar utanıyor gibi durmuyor, pekiyi siz? Siz utanmıyor musunuz?’
              
               Ceylan’ın ardından toparlayabildiğim gücümü resimleyebilme gayretiyle, göğe bakıyorum, gecenin kımıldayışı ürpertiyor tekrardan. Ne kadar çok az kişinin utandığını biliyorum. Ne kadar azmış diyorum sonra mutlu duranların bu vahşet tepelerine.

               Aklımın zikzaklarına sızan olaylar hiç bitmiyor. Benim vicdanım kabul etmiyor mesela, sizin ediyor mu? Sadece 2009 yılında 35 asker şüpheli bir şekilde ölüyor. İntihar ya da kaza kurşunu deniyor. Ve buna inanıyorsunuz… 2008 yılında da 20 asker ölmüştü. Hiç mi divanın altında ne var diye merak etmiyorsunuz? Perdeyi aralarsanız, görecekleriniz mi ürkütüyor?
Ne mutlu kimim diyene!
 
               Bir ülkede hukukun üstünde her şey varsa, demokrasi yerin yedi kat dibine yollanmışsa biter mi kurşunların parçaladığı bedenler? Kurşunu sıkan, kravatını kime bağlatır merak ediyorum. Ben meraktan çıldırırken hiç şaşırmıyor bu toplum maşallah! On tane haber okuyorsunuz; bir Kürt kızı parçalanmış, bir asker daha şüpheli bir şekilde ölmüş, yine polisler bir araya gelip bir genci komaya sokmuş, bir sendikanın başkanı silahla yaralanmış… Ne verilmişse artık bu toplumun damarlarına kana ulama öyle rahat bir şekilde utanmadan, sorgulamadan, tepki vermeden tatlı tatlı yataklarına girip uyuyorlar ki... Bilmiyorlar demokrasinin bir gün onlara da lazım geleceğini. Sahi lazım gelir mi? Her şeye eyvallah diyenin demokrasi nesine…

               Kurtlanmış bir kilerden yapılan yemeği yiyenlere afiyet olsun!
               İşkembeleri yalanla, yanılgıyla, zulümle dolsun!
               Başlarını yerden, gözlerini ayaklarından ayırmadan küflenip gitsinler…
              
               Nefesini buza, yüzünü ateşe verebilene selam olsun!
               Selam olsun yüreğini kan torbasına çevirtip utanana!
               Selam olsun ben kimim diyene!
               Ne mutlu ben kimim diyene!

Roda UYANIK

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

16/10/2009 - Bu yerde yatan Devletin gözünde Hayvandır

Kategori: makale
Makalenin yayınlandığı sitelere aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz...

http://www.gunlukgazetesi.com/haber.asp?haberid=80275

http://www.gundem-online.net/haber.asp?haberid=79560
http://www.gomanweb.com/2009_HABERLERI/HABERLER-2009/Ekim/05Ekim/bu.htm
http://yesilgazete.org/2009/10/09/bu-yerde-yatan-devletin-gozunde-hayvandir/
http://www.guneydoguolay.com/kose_yazisi_detayi.asp?id=3531

BU YERDE YATAN DEVLETİN GÖZÜNDE HAYVANDIR
04.10.2009 / 8:59:2

Önüne gelene tükürmekten tükenir mi insan? Tükendim…

On üç yaşında bir Kürt kızı, havan topuyla parçalanmış. Bağırsakları dışarı çıkmış. Annesi ince bağırsağı mı kalın bağırsa mı bilinmez eteğinde toplamış. Dalağını da amcası çam ağacının dallarından birinde bulmuş. Gözyaşları perde olmuş ya gözlerine, anlamakta zorlanmışlar bu hangi organ diye. Sonra Ceylan Önkol’un dayısı, yerde yatan parçalanmış bedeni gösterip aynen şöyle demiş: ‘Bu yerde yatan devletin gözünde hayvandır.’

Bu son cümleden sonra irkildiniz değil mi? Polisiye-gerilim türündeki bir romandan alıntı yapmadığımı anladınız. Dayısı ne kadar da acı bir şekilde özetliyordu aslında her şeyi. Bir Kürt kızı askerin silahıyla öldürülmüş. Bu kadar basit bile değil. Havan topuyla parçalanmış! Ama kimse sesini çıkarmamış. Askeri suçlayacak değiller ya küçük bir Kürt çocuğu için!
Adım gibi, imanım gibi, kitabım gibi çok iyi biliyorum ki havan topuyla parçalanan, Ceylan Önkol’un dayısının dediği gibi gerçekten bir ceylan olsaydı ana haber bültenleri acı haber olarak flaş haber olarak geçerlerdi alttan. ‘Talihsiz ceylan yavrusu yanlış ateşlenen silahın kurbanı oldu.’
İçi acırdı izleyenlerin, ah yavru ceylan diyerek gözyaşı bile dökerdi dizi manyağı olmuş duygusal hatuncuklar. Hayvan hakları savunucuları Türkiye’yi yasa boğardı;  bir enik, bir ceylan yavrusu, bu vahşete nasıl maruz kalır diye.

 Yıllarca bağırıp durdu siyasetçiler ‘bu Kürt sorunu değil Terör sorunudur’ diye. Öyle bağırdılar ki dilleri yere yapıştı, burunları arşa kadar uzadı. Şimdi hangi kendine güvenen kişi bu bir terör sorunudur diyebilir. Her Kürt teröristtir ya da her Kürt terörist değildir diye fikir beyan eden insancıklar Ceylan Önkol’dan sonra ne diyecekler? Hangi yüzle çıkıp bu bir terör sorunudur diyecekler? Ceylan Önkol bir Kürt kızıydı. Öldürüldü… Ceylan Önkol bir çocuktu annesinden makarna yapmasını isteyen. Bilirkişilerin dediği gibi o bir terörist değildi öldürülürken. O bir DTP’li değildi öldürülürken. O bir korucu değildi. O bir terör(!) örgütü üyesi de değildi. O bir çocuktu. O bir Kürt çocuğuydu. Bu yetmez mi öldürülmesine? Bu yetmez mi parçalanmış bedeni karşısında sessiz kalınmasına?
  
               Ve yıllardır aynı soruyla Kürtlerin başının eti yendi. Kürtler ne ister diye. Eşitiz zaten diye. Canınız sıkılıyor da baş kaldırıyorsunuz diye. Ceylan Önkol’un, o geride kalan aceleyle çekilmiş tek vesikalık fotoğrafı ile parçalanmış o küçük bedeni karşısında sessiz kalan herkes!
O herkes azıcık da olsa anlamış olsa! Bu sorunun bir terör sorunu olmadığını… Bu vahşet karşısında sessiz kalınmasının sadece Kürtlük ile alakalı olduğunu… Ve en başta Kürtlerin yaşama haklarını koruyabilmek adına Barış istediğini, ayaklandığını…

               Ne kadar acı! Bu vahşetin bile Türkiye’ye bir şey anlatamamış olması!
               1Münevver Karabulut etmez Ceylan Önkol ile birlikte katledilen 356 Kürt çocuğu…

Roda Uyanık
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

16/10/2009 - Kâbus Notları

Kategori: makale
http://www.guneydoguolay.com/kose_yazisi_detayi.asp?id=3496


KÂBUS NOTLARI
01.10.2009 / 9:30:15

Türkiye gündeminin içinde afallamamak, şaşırmamak imkânsız! Güne sabahki haberlerle başlarken, akşam haberlerinde günü nasıl kapatacağımızı kestirmek o kadar zor ki! Hani ipi nerden tutacağını bilemez ve karşınızda bilenen bıçaklara yuh yani dersiniz ya… Bir güne sığan kâbus notlarım kaç başlık olursa artık!

 Not 1
         Bursa’nın misafirperverliğine(!) ne methiyeler düzeriz bir bilseler. Diyarbakırspor’u, küfür ede ede, hakaret ede ede 4-0 yendi ya. Bir de 20 Diyarbakırspor taraftarını da yaraladı. Ulusal medya bunu hiç haber yapmadı ya, Çetin Sümer’de lanet gelsin sizin liginize deyip takımımı ligden çekiyorum dedi ya. Yok, canım ne haksızlığı? Bursaspor ödüllendirilmeli, saha kapatma cezası da neymiş(!).

Not 2
         2007 seçimleri öncesi Erzurum’un Olur ilçesine giden Sağlık Bakanı Recep Akdağ, bir kahvehanenin önünden geçerken vatandaşla tokalaşmak istemiş. Gelin görün ki 24 yaşındaki Durmuş Şahin adlı genç, bakanın elini sıkmayarak ‘Ben iktidar olup da vatana hizmeti dokunmayanın elini sıkmam’ demişti de bakan buna çok içerlemiş ve şikâyetçi olmuştu hemen gençten. Mahkeme de Durmuş Şahin’i suçlu bulup 2 ay hapis cezasına çarptırdı. Sevgili Durmuş Şahin, demokratik bir ülkede yaşadığını sanmış da bakanın elini sıkmamazlık etmiş.

Not 3
         Kürt Açılımına Kevın Costner de mührünü basınca, celallenen muhalefet liderlerinin komikaze aksiyonları seyre değer doğrusu. Kevın efendi haritada Şırnak’ın yerini bilmezken, (bilenlerin de gözleri görmez ya) artistlik yapma lan (oysa o gerçek bir aktör) söylevlerinin Türkiye fıkralarına bir yenisini daha katmış olması ne büyük bir mutluluk(!)… Bence Kevın Costner gelsin Türkiye’ye, hatta Akp kongresine. O zaman görün siz komediyi. Kevın’ın da ahlakını bozdu bu Akp deyip Sevgili Kevın’ı ahlaksız etiketiyle paketleyip sınır dışı edebilirler.

Not 4
         Tarih tekerrürden ibarettir inancım yine güçlendi. DTP milletvekilleri silah zoruyla ifade vermeye götürülecekler. Tıpkı 1994 yılında HEP milletvekillerinin dokunulmazlığına rağmen, mahkemeye götürülüp tutuklandıkları gibi. Çifte standart demeyelim canım biz buna. Resmi evrakta sahtecilik yapan, kalpazanlık yapan, ihaleleri akrabalarına pay eden ve daha birçok suç işleyen ama dokunulmazlığı var diye yargılanmayan milletvekilleri ile sırf birkaç söz söyledi diye dokunulmazlıkları yok sayılan, meclisten zorla alınacak olan DPT milletvekilleri bir mi? Aynı dokunulmazlık zırhına sahip oldukları halde aynı muameleye sahip olabilirler mi? Hukuk, kişilere göre işler daha doğrusu etnik kimliklerine göre işler.

 Not 5
         Ölü çocuklar isimleriyle bakidir, çünkü artık onlara verebileceğimiz fazladan bir zarar yoktur. Tıpkı 13 yaşındaki havan topuyla parçalanıp ölen Ceylan Önkol gibi. Bir buçuk ay önce de 16 yaşındaki Caziye Ölmez kafasına sıkılan tek kurşunla öldürülmüştü. Belki de daha öncesi katledilen Necati Ölmez ile aynı soy ismi taşıması onu ölmez yapamamıştır. Katledilen Kürt çocukların sayısı son yirmi yılda 356’ya ulaşmışsa, s(açılım) ın neresinden tutup çekeceğimi biri çıkıp desin lütfen.
Not 6
         Çocuklar İçin Adalet Çağırıcılarının mücadelesinin siyah beyaz resmi Bakanlar Kurulundan çıkan karar ile netleşti. TMK mağduru 3 bin çocuk artık çocuk mahkemelerinde yargılanacak. Cezai yaptırımlarda ise düzenlemeye gidilecekmiş. Taş attığı için terör örgütü üyesi olarak yargılanmasına devam edilecek anladığımız kadarıyla. Anlamadığımız nokta ise şu; dağ kadrosundan ayrılıp pişmanlık yasasından yararlanan kişi hiçbir şekilde soruşturmaya bile gerek görülmeden serbest bırakılıyorsa, bu çocuklar taş attığı ya da attığı rivayet olduğu üzere nasıl örgüt üyesi olarak suçlanıp yargılanabilir ki? Çocuklar için Adalet Çağırıcıları olarak çocukların bu suç iddiası ile yargılanmalarını sağlayan yasanın değişmesini istiyoruz. Üç bini aşkın çocuğun hayatını taşa çeviren yasanın kaldırılmasını, çocukların serbest bırakılmasını istiyoruz.

         Mantık silsilesinde gözlerimi tek gerçeğe yumuyorum yaşamımı sürdürebilmek adına.
         İnsana insani muameleyi sadece insan yapabilir…

Roda Uyanık

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

16/10/2009 - 12 Eylül'ün Üzerini Örten 15.Madde

Kategori: makale
http://www.guneydoguolay.com/kose_yazisi_detayi.asp?id=3376

12 Eylül'ün Üzerini Örten 15.Madde
12.09.2009 / 10:57:5

Tam 30 yıl önce bugün, Kenan Evren'in kara kutudan sesi yükselmiş, Türkiye'yi bir kez daha ama bu kez en büyüğü olan 12 Eylül 1980 askeri darbesi çarpmıştı.

Ressam olan Kenan Evren Türkiye’nin resmini beğenmemiş, elleriyle yeniden çizmek için darbe yapmıştı. 5o kişiyi idam ederek adam asmaca oynamış, 650.000 kişiyi gözaltına aldırıp işkence ederek, vücutlarından akan kanla tuvalini renklendirmişti. Bu işkencelerde 171 kişi hayatını kaybetmiş ama tuvalde yeterince boş yer kaldığından 300 kişi kuşkulu bir şekilde ölmüş, ayrıca cezaevlerinde değişik nedenlerle -açlık grevi, intihar(!), firar v.b.- bir 300 kişi daha hayatını kaybetmişti. Resme sığdırılabildiği kadar ceset sığdırılmıştı anlayacağınız! Darbeden sonra ilk idam edilenler ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu ve sol görüşlü Erdal Eren’di. Türk solu idam edilen 17 yaşındaki Erdal Eren’i bir şekilde sahiplenirken, onu asanlardan hesap sormaya çalıştı/çalışıyor. Fakat ülkücüler Mustafa Pehlivanoğlu’nu sahiplenmedi, onun nezdinde idamı ve darbeyi sorgulamadı, hesap sormak için meydanlara dökülmedi/dökülmüyor. Neden? Her görüşten insan, Kenan Evren’in çizdiği darbe resminde acı içinde kıvranırken, bu kadarla da yetinmeyen işkenceci darbeciler 1982 anayasasını hazırlayıp halkın sözüm ona vicdanına yoklatmışlardı. Mavi rengin hayır, beyaz rengin ise evet olarak kabul edildiği bu referandumdan -zarfların içinden mavi rengin görüneceği korkusundan olsa gerek- beyaz renk galip çıkmıştı. Aksini düşünürsek Türkiye halklarının, darbeye, işkenceye ve ölüme evet demelerini kabul etmiş oluruz. Ve eğer buna inanırsak mazoşist bir toplumun içinde devrilen bir Türkiye asla iflah olmaz deyip topluca intihar etmek gerekir o da ayrı bir konu. Kenan Evren’in bu beyaz zaferinin açıklaması Türkiye’nin geleceğini de kararttığının belgesiydi. Bu da bir tür intihara zorlamaydı aslında; askeri bir anayasa ile ve değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek maddeleriyle tam bir ışıksızlığa mahkûm edilmişti Türkiye. 30 yıldır askeri bir anayasa ile yönetilen bu ülke, demokrasiye ve barışa ne kadar yakın görüyoruz işte. Bu anayasa ile sivil hayatın nasıl can çekiştiği ortada… Bir darbeciyi protesto etmek suç! İşkenceci Kenan Evren’in ve tüm 12 Eylül mimarlarının yargılanmasını istemek suç! Askeri 1982 Anayasasının geçici 15.maddesi; askeri yönetim üyelerinin ömür boyu yargılanmalarını engelliyor. Onları ömür boyu özgür kılıyor… Darbeden o gün etkilenenler bugün mecliste neyin savaşını veriyorlarsa artık… Vicdanlarında kendilerini mahkûm edeceklerine mi inanıyorlar yoksa? Bu kadar halis düşündüklerine inanmayıp neyi beklediklerini de bilmiyoruz. Onların bildiğinden de emin değiliz ya! Türkiye’nin, 30 yıl önce yeniden çizilen resmi duvarlardan ne zaman inecek? Türkiye, bu alnındaki kara lekeyle ne zaman yüzleşecek? Bu kara deliğin içinde hayatını yitirenler, işkence görenler, işini kaybedenler, irtica edenler… Bu vahşet dalgasına kapılanlar, 12 Eylül’ün hesabının sorulduğunu görebilecekler mi? 12 Eylül’ün işkence merkezi Diyarbakır Cezaevinde ki acı iniltiler kesilecek, kemiklerin içindeki sızı dinecek mi? Ya taş attığı için yargılanan 3000 (üç bin) çocuk? Onların atalarından kalan bu acı miras ne olacak? Şimdi yeni bir resim mi çiziliyor bu çocuklara özel?

Roda Uyanık

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Ben/im

Bir ceninim yüreğinde ne zaman doğuracaksın? Image and video hosting by TinyPic

Işık Bırakanlar

Tek Yol Barış

<%Kaburga Cinayeti%>

Tükenmezler

rodauyanik



More Cool Stuff At POQbum.com

Düşünce Özgürlüğü
TCK'nın 301.maddesi kaldırılırsa ifade özgürlüğüne kavuşulur mu?

Evet,kimse yargılanamaz ifade ettiklerinden dolayı.
Hayır,başka bir maddeyle arayı kapatırlar.
Kararsızım.Hakimlerin düşüncesiyle ilintilidir,nasıl yorumlayacağıyla.


Şu Andaki Durum

DUYURU PANOSU

Rintruz

Barışa inanan tüm ırklara selam olsun.

rodauyanik.azbuz.com

MECON










Daha fazla bilgi yarışması için buraya tıklayın
Edebiyat